top of page

Botoks, dolgu, PRP, eksozom… Gerçekten gençleşiyor muyuz, yoksa yaş alma fikrinden mi uzaklaşmaya çalışıyoruz?

“ Botoks ” aslında, Clostridium botulinum bakterisinden elde edilen bir nörotoksin.

Yani kasların hareket etmesini sağlayan sinyalleri geçici olarak durdurarak çalışıyor. Bu yüzden mimik çizgileri yumuşuyor.


Tıbbi tarafta; migren, aşırı terleme, kas spazmları gibi alanlarda da kullanılıyor.

Ama konu sadece “çizgi azaltmak” değil. Çünkü mimik, kas ve ifade birbirinden tamamen bağımsız şeyler değil.


Evet, doğru uzman tarafından uygulandığında genellikle güvenli kabul ediliyor. Ama yine de; göz kapağı düşmesi, ifade değişiklikleri, asimetriler, kas zayıflığı gibi riskler barındırıyor.


Nadir de olsa toksinin farklı bölgelere yayılması nedeniyle; konuşma, yutma ve nefes alma problemleri gibi ciddi yan etkiler de literatürde yer alıyor.


Benim ilgimi çeken taraf ise şu: Bir kası sürekli susturmak, yüzün doğal hareket düzenini uzun vadede nasıl etkiliyor?




“ Dolgu ” denilen şeyin büyük kısmı, hyaluronik asit bazlı enjeksiyonlardan oluşuyor.


Hyaluronik asit aslında vücutta doğal olarak bulunan bir yapı taşı. Su tutma kapasitesi yüksek olduğu için; cilde hacim, dolgunluk ve destek sağlıyor.


Ama burada önemli bir detay var: Cilt bakım ürünlerinde kullanılan hyaluronik asit ile, enjeksiyon şeklinde kullanılan aynı etkiye sahip değil.


Çünkü kremler cildin üst katmanında çalışırken, dolgu maddeleri direkt doku içine yerleştiriliyor. Bu yüzden etkisi çok daha görünür oluyor.


Dolgunun amacı çoğu zaman: zamanla azalan hacmi geri kazandırmak, yüz konturunu belirginleştirmek ve bazı bölgeleri yeniden şekillendirmek.


Çene hattı, yanak, dudak, burun, göz altı… Yani artık mesele sadece “kırışıklık doldurmak” değil, yüz mimarisini değiştirmek.


Hyaluronik asit dolgular geçici kabul ediliyor. Ama son yıllarda, enjeksiyon yapılan bölgede kolajen üretimini tetikleyebileceği ve etkisinin düşünüldüğünden daha uzun sürebileceği de konuşuluyor.


Bir de şu tarafı var: Yüz sürekli değişen, hareket eden canlı bir yapı. Bu yüzden ben bazen şunu düşünüyorum: Bir yüzü sürekli hacim ekleyerek genç tutmaya çalışmak, gerçekten genç görünmek mi… yoksa yüzün doğal karakterini yavaş yavaş değiştirmek mi?




" PRP "yani “Platelet Rich Plasma”… Aslında vücudun kendi onarım mekanizmasını kullanmaya dayanan bir yöntem.


Kişinin kendi kanı alınıyor, özel bir işlemden geçiriliyor ve onarıcı hücrelerden zengin hale getirilerek tekrar cilde enjekte ediliyor.


Bu yüzden PRP’ye bakışım, botoks ve dolgudan biraz daha farklı.


Çünkü burada amaç; bir şeyi dondurmak ya da hacim eklemek değil, vücudun kendi yenilenme sürecini uyarmak.


PRP ; kolajen üretimini destekleyebiliyor, doku iyileşmesini hızlandırabiliyor ve hücre yenilenmesini teşvik edebiliyor.


Ama bence önemli olan şu: PRP hâlâ gelişen bir alan.


Araştırmalar umut verici olsa da, her kişide aynı sonucu vermiyor. Hatta uzmanlar bile, neden bazı kişilerde çok iyi çalışırken bazılarında sınırlı etki gösterdiğini tam olarak bilmiyor.


Bir diğer önemli detay da şu: PRP tamamen “mucize” gibi pazarlanabiliyor.

Ama bilimsel tarafta hâlâ standartlaşmış net bir sistem yok. Kullanılan yöntem, hazırlanış şekli ve uygulama biçimi sonucu ciddi şekilde değiştirebiliyor.


Yani ben PRP’ye tamamen karşı değilim. Ama onu da “gençlik sırrı” gibi

görmüyorum.


Bazen en doğru soru şu oluyor:

Gerçekten iyileşmeye mi çalışıyoruz… yoksa yaş alma fikrinden mi kaçıyoruz?




" Eksozomlar "… Son dönemin en çok konuşulan “hücresel gençleşme” uygulamalarından biri.


Aslında eksozomlar, hücrelerin birbirleriyle iletişim kurmak için salgıladığı mikroskobik taşıyıcılar. İçlerinde büyüme faktörleri, proteinler ve genetik mesajlar taşıyorlar.


Yani amaç; cildi sadece dışarıdan doldurmak değil, hücrelere “kendini onar” sinyali göndermek.


Bu yüzden; cilt yenilenmesi, saç dökülmesi, yara iyileşmesi ve kolajen üretimi gibi alanlarda dikkat çekiyor.


Ama burada çok önemli bir detay var: Eksozom tedavileri hâlâ deneysel kabul edilen bir alan.


Evet, oldukça umut verici çalışmalar var. Ama estetik ve kozmetik uygulamalardaki uzun vadeli etkileri henüz tam olarak netleşmiş değil.


Yani bugün eksozomlar, birçok yerde “mucize gençlik teknolojisi” gibi anlatılıyor olsa da… bilim dünyası hâlâ araştırmaya devam ediyor.


Benim için mesele şu: Bir yöntemin çok yeni olması, onu otomatik olarak kötü yapmaz.


Ama bazen “çok yeni” olan şeyler, bilimden önce pazarlamanın konusu olabiliyor.




“ Gençlik aşısı ” denilen uygulamalar aslında çoğu zaman; hyaluronik asit, vitamin, aminoasit ve çeşitli aktif içeriklerin cilde mikro enjeksiyonlarla verilmesine dayanan bir mezoterapi yöntemi.


Amaç; cildi dışarıdan kapatmak değil, içeriden desteklemek.


Nem kaybını azaltmak, kolajen üretimini uyarmak, daha parlak ve canlı bir görünüm oluşturmak için uygulanıyor.


Bu yüzden botoks ya da dolgudan biraz farklı bir yerde duruyor. Çünkü burada yüzün şeklini değiştirmekten çok, cilt kalitesini destekleme yaklaşımı var.


Ama bence burada dikkat edilmesi gereken başka bir konu var: “Gençlik aşısı” ismi kulağa çok bilimsel ve kesin geliyor.


Oysa kullanılan içerikler, uygulama şekilleri ve ürün standartları oldukça değişebiliyor. Yani aslında tek bir yöntemden değil, birçok farklı mezoterapi yaklaşımından bahsediyoruz.


Bazı kişiler cildinde ciddi bir canlılık hissederken, bazıları çok sınırlı değişim görüyor. Ve uzun vadeli etkileri konusunda hâlâ net, ortak bir bilimsel görüş yok.


Benim düşündüğüm şey şu:


Bazen cildimizi gerçekten desteklemek istiyoruz.


Ama bazen de “yorgun görünmemek”  “yaş almamış görünmek” ve hatta zamanın izlerini tamamen silmeye çalışmak gibi…sürekli bir şey ekleme ihtiyacı hissediyoruz.


Ve bu ikisi aynı şey değil.


Kendimize neden bu kadar müdahale etmek istediğimiz de önemli hale geliyor.


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page